Siyaset Bilimci ve Araştırmacı Yazar Mahmut Kanber, kaleme aldığı kapsamlı değerlendirmesinde demokrasiyi yalnızca seçimler, anayasa ve devlet kurumları üzerinden tanımlamanın yetersiz olduğunu belirterek, asıl belirleyici unsurun toplumun demokratik kültürü olduğunu ifade etti.
"Demokrasi Bir Teori Değil, Bir Kültürdür" başlıklı çalışmasında Kanber, demokratik kurumların ancak toplumsal güven, karşılıklı saygı, hukuk bilinci ve ortak yaşam kültürüyle desteklendiğinde kalıcı olabileceğini savunuyor.
Makalede, düzenli seçimlerin yapılmasının veya anayasal kurumların varlığının tek başına demokratik bir toplum oluşturmadığına dikkat çekilirken, farklı düşüncelerin meşru kabul edilmesi, eleştirinin demokratik denetimin bir parçası olarak görülmesi ve toplumun ortak sorunlarını diyalog yoluyla çözebilme kapasitesinin gerçek demokrasinin temelini oluşturduğu vurgulanıyor.
Kanber, Anadolu ve Mezopotamya'nın binlerce yıllık tarihsel mirasına da değinerek; imece, istişare, dayanışma, komşuluk hukuku ve hakkaniyet anlayışının, modern demokrasi teorilerinden çok önce bu coğrafyada birlikte yaşama kültürünün temel unsurları olarak var olduğunu ifade ediyor.
Türkiye'nin demokratik geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kanber, toplumun bugün dile getirdiği adalet, liyakat, şeffaflık, hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik ve eşit yurttaşlık taleplerinin yalnızca siyasi reform istekleri değil, aynı zamanda daha güçlü bir demokratik kültür arayışının yansıması olduğunu belirtiyor.
Makalede dikkat çeken en önemli tespitlerden biri ise demokrasi ile toplumsal ihtiyaçlar arasındaki çift yönlü ilişki oluyor. Kanber'e göre toplumların yaşadığı sorunlar demokratik kurumların gelişmesini teşvik ederken, demokratik kültür güçlendikçe toplum daha yüksek standartlarda hukuk, daha fazla katılım, daha güçlü şeffaflık ve daha kapsayıcı yönetişim talep etmeye başlıyor.
Sonuç bölümünde ise güçlü devletin yalnızca güçlü kurumlarla değil, o kurumlara güven duyan ve onları yaşatan güçlü bir demokratik kültürle mümkün olabileceği vurgulanıyor. Kanber, Türkiye'nin ikinci yüzyılında asıl tartışılması gereken sorunun "Daha güçlü kurumlar nasıl kurulur?" değil, "Bu kurumları yaşatacak demokratik kültür nasıl geliştirilir?" olması gerektiğini ifade ediyor.