Geçtiğimiz cuma günü AK Parti’nin 25ci kuruluş yıldönümü münasebetiyle tertiplenen programın davetlisi olarak Başkent Millet Bahçesindeydim.
Partinin kuruluşundan bugüne kadar olan tüm süreçleri yakından izleyen birisi olarak, 25 yılın sonunda hâlâ ciddi bir dinamizm, heyecan ve coşku yaşandığına şahit oldum bu program süresince…
AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı bir anlamda görücüye çıktığı bu önemli güne fevkalade iyi hazırlanmış doğrusu…
Her dakikasının düşünülerek planlandığı ve 100 bini çok aşan muazzam kalabalığın dikkatlerinin dağılmamasıyla birlikte uzun bir zaman dilimi kapsayan program süresince diri ve dinamik tutmayı başardılar.
Bu anlamda organizasyon tek kelimeyle mükemmeldi…
Cuma namazından sonra başlayan ve neredeyse gece yarısına kadar devam eden etkinliğin baştan sona aynı heyecan ve coşkuyla nihayete ermesini sağlamak açık söylemek gerekirse her babayiğidin kârı olmasa gerek…
Bunun için AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanı Faruk Acar’ı ve tüm ekibini gönülden kutluyorum, aşk olsun…
Basın için ayrılan platformda yerimi alıp gelişmeleri büyük bir dikkatle izledim.
İnsanlar sıcağa rağmen tabiri caiz ise fevç fevç miting alanına geliyor ve büyük bir özenle hazırlanmış yerlerine izdihama neden olmadan yerleşiyorlardı.
Her il için ayrı bir yer tahsis edilmiş ve herkes nereye gireceğini bilerek muntazaman konum alıyordu.
Bu hal Sayın Cumhurbaşkanı gelinceye kadar devam etti.
Programın sıkıcılıktan uzak ve dinamik bir şekilde cereyan etmesinin çok önemli bir nedeni vardı.
Uzun ve sıkıcı yazılı metinlerin tekrarı yerine baştan sona etkileyici enstantanelerle bezenmiş görsel malzemelerle hem 25 yılın bir özeti sunulmuş hem de ciddi manada hafıza tazeleyen ayrıntılar öne çıkarılmıştı.
İzleyenleri diri tutan, özellikle de gençleri heyecanlandıran ışıklı gösteriler, bir hikâye eşliğinde sunuluyor, bu da insanları zaman zaman bir duygu seline, zaman zaman coşkulu tezahüratlara sevk ediyordu.
Kendi adıma bazı yaşananların hatırlatıldığı bölümlerde çokça duygulandım.
Bugün neredeyse herkesin artık kanıksadığı bir sürü şeyin, adeta deveye hendek atlatılarak gerçekleştirilebildiği hakikati, duygularıma hâkim olmamın önündeki zorlu bir engeldi açıkçası…
Hele ‘evet ya, bunlar da vardı’ dediğim bazı anlar vardı ki, onlara değinmeden yazıyı tamamlamama kararı aldım bu yüzden…
Öteden beri AK Partinin yaptığı hizmetlerin bihakkın yansıtılamadığı ve halka anlatılamadığı yönünde bir kanaate sahibim.
Evet, her biri kendi alanında adeta bir devrim niteliğinde olan hizmetlerin, sanki sıradanmış ve herkesin yapabileceği bir şeymiş gibi algılanmasına neden olan bu ‘anlatamama sorunu’ AK Partiye ve özellikle de Tayyip Erdoğan’a karşı yapılmış büyük bir haksızlıktı doğrusu…
Organizasyonun başarısının altında bu sorunu önemli ölçüde aşmış olmanın ciddi bir payı vardı bu yüzden…
Şuna emin olunuz ki, sırf hastanelerdeki sıralar ve çileler nedeniyle birçok rahatsızlığımda hastaneye gitmemeyi tercih ettim 90’lı yıllarda ve 2 binli yılların başlarında.
Devlet hastaneleri başka telden çalardı SSK hastaneleri bambaşka bir telden…
Gece yarısından itibaren insanlar kuyruğa girer, günün sonunda adeta bir mezbeleliğe dönüşmüş o ortamdan derdine derman bulmadan kaçarcasına uzaklaşırlardı.
Bugün neredeyse herkesin ücretsiz olarak faydalandığı sağlık hizmetleri başta Amerika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın her yerinde korkunç denecek denli pahalı…
Oysa Türkiye’de, çok pahalı olan ‘kanser’ ilaçları bile bugün ‘ücretsiz’ kapsamında…
Açık söylüyorum, dünyadaki en kapsamlı ‘sosyal devlet’ anlayışı, bu yönüyle ve tamamen Türkiye’de anlamını bulmaktadır.
Sosyalist olduğunu iddia eden ülkeler bile bu açıdan Türkiye ile asla yarış edemezler!
Lakin gelin görün ki, muhteşem Şehir Hastaneleri ve sağlık alanında modernizasyonun gitmediği yer kalmayan diğer hastaneler, kendi insanımız açısında artık kanıksanmış ve sıradan bir hizmet gibi görülüyor.
Bakınız 80 yıllık arka plana sahip Cumhuriyet hükumetlerinin tamamının yaptığı bölünmüş yol, topu topu 6 bin km iken AK Parti 20 yılda bunun tam 4 katı yani 24 bin km bölünmüş yol yaptı.
Belki de yüz binlerce vatan evladının trafik kazalarında ölmesinin önüne geçen ve araç sahipleri ile yolculara büyük bir konfor sağlayan bu hizmet de kanıksandı süreç içerisinde.
Öyle ki, ‘kimsenin dönüp baktığı bile yok’ dersek abartmış olmayız inanın…
Sorarım size, Bolu Dağı tüneli ve hele de Zigana tüneli kaç kişinin ‘evet bu fevkalade hizmetleri AK Parti yaptı’ diye hatırladığı çalışmalardır?
Geçmişte hayal bile olmayan bu tüneller ile Osmangazi Köprüsü, Çanakkale Köprüsü, oto yollar, hızlı trenler, Marmaray ve Avrasya tünelleri, Avrupa’nın en büyük hava alanı olan İstanbul havalimanı ve buraya yazmakla tüketemeyeceğim akıllara zarar hizmetler, bugün gündelik bir gerçek…
Yazıyı yazmadan önce sizlere hatırlatma sadedinde AK Partinin yaptığı olağanüstü hizmetlere dair bir araştırma yapmak istedim ve karşıma devasa bir liste çıktı.
İnanınız bunları sıralamak bir yana belli başlılarını kopyala yapıştır yöntemi ile bir araya getirmek bile saatlerimi aldı.
Baktım olacak gibi değil, bunlardan birkaçı ile yetinmek zorunda kaldım ki, bu da yine birkaç sayfa demekti.
Bu yüzden sabrınızı da zorlamamak için önemli addettiğim ve vatanperver her insanı heyecanlandıracak bazı başlıklarla iktifa etmeyi uygun buldum.
Akkuyu Nükleer santrali, yüzen kale TCG Anadolu gemisi, ülkemizi gâvur saldırılarından koruyacak olan ‘Çelik Kubbe’ ve unsurları, İHA’lar, TİHA’lar, Akıncı’lar, Kızılelma’lar, Kaan’lar, Gökbey’ler ve millî motorları, TOGG’lar ve diğerleri, bu başlıklardan sadece bazıları…
Fatih Sondaj gemisi ve Karadeniz’de bulunan gaz rezervi vb son anda aklımıza gelenler.
IMF’nin Türkiye’den kovuluşu, her yıl 100 bin yeni sosyal konut projesi, evlenecek gençleri destekleyen sosyal program ve on yıllardır kanayan bir yara olan Ayasofya’nın zincirlerinin kırılması, buraya yazmasak eksik kalır dediğimiz devrimler!
Düşünün Taksim Camii Ayasofya’nın tekrar açılması nedeniyle bu muazzam mabedin gölgesinde kalmış çok değerli bir hizmet…
En sona, ‘Terörsüz Türkiye’ sloganıyla hayat geçirilen ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine’ dair kanun ile ‘Mekke Anlaşması’nı bıraktım.
Sadece ülkemizi değil, bölgemizi ve hatta tüm dünyayı ilgilendiren bu devrimlere dair değil bir, birkaç yazı yazmamız, tarihin ve vatanperverlik ülküsünün boynumuza yüklediği bir borçtur.
Evet, 25 yıllık bir ömre sığan hizmetlerden bazı kesitlerdi bunlar.
Bunları tekrar hatırlamamıza vesile olanlarla, yukarıdaki sadece bir kısmından söz edebildiğimiz tarihi ve devrim nitelikli bu hizmetleri hayata geçiren başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere emeği geçen herkesten Allah razı olsun.
Allah, tüm bu hizmetlerin yapılmasına imkân sağlayan bu aziz milleti zorda ve darda bırakmasın…