Bir ekonomide en kırılgan olan güvendir. Güven bir kez incelince, aynı veri setine bakan üç kesim —piyasa, üretici, vatandaş— birbirinden uzaklaşır. Bir süredir Türkiye’de tam olarak bu oldu.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun yedi portföy yönetim şirketinin 131 fonunu tasfiye kararı, yalnızca bir piyasa olayı değildi. Yüz binlerce yatırımcının tasarrufunu, borsanın fiyat keşif mekanizmasını ve “kurallar işler” inancını aynı anda sınadı. Aynı günlerde tüketici güveni hafif toparlanırken reel kesim güveni duraksadı. OECD büyüme tahminini indirdi, enflasyon tahminini yükseltti ve Brent petrol 100 doların üstünde salındı.
Aslında hepsi aynı hikâyenin farklı yüzleriydi. Belirsizlik altında beklentiler homojenleşmiyor.
Ağustos’ta yıllık tüketici enflasyonu %31,51’e gerilemişti. TCMB Eylül PPK özetinde ana eğilimin yavaşladığını, iç talebin zayıf seyrettiğini ve eğitim takvimindeki kaymanın Eylül enflasyonunu mekanik olarak aşağı çekeceğini yazdı. Bu, teknik olarak olumlu bir çerçeve. Ama aynı dönemde hanehalkının 12 ay sonrası enflasyon beklentisi %45,60, piyasa katılımcılarınınki %23,70, reel sektörün ise %32,50 civarında kaldı. Bu beklentilere bakarsak ortada üç ayrı ekonomi varmış gibi duruyor.
Bu uçurum yeni değil. Uzunca bir süredir hissedilen enflasyon ile ölçülen enflasyon, hedeflenen enflasyon ile beklenen enflasyon arasında mesafe var. Mesafe kapanmayınca para politikasının aktarım mekanizması da zayıflıyor. Faiz yüksek olsa bile kredi talebi, fiyat belirleme davranışı ve ücret pazarlığı aynı hızda değişmiyor. Vatandaş gıda ve yakıtı hâlâ en çok artacak kalemler olarak görüyor. Bu aslında istatistikten çok bir yaşam deneyimidir.
Fon meselesi bu resmi daha da keskinleştirdi.
Bazı fonların düşük fiili dolaşımlı hisselerde, şirketlerin temel büyüklükleriyle açıklanamayan fiyat hareketlerine yol açtığı iddiası, SPK’yı tasfiye kararına götürdü. The Economist’in de dikkat çektiği gibi, olağanüstü getiriler bir süre “başarı” gibi göründü; sonra likidite çekilince sistemin ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıktı.
Peki denetim neden daha erken devreye girmedi?
Çünkü kimse bu toz pembe rüyadan uyanmak istemedi de ondan!
Ne zaman çömlek patladı; o zaman herkes günah keçisi aramaya başladı!
Bu işleri kim tezgahladı ise kimler kaymağını yedi ise bulunsun hesa versin ama aşırı risklerin maliyetinin kamuya veya geniş yatırımcı kitlesine yıkılması, ahlaki tehlike üretir.
Hak edenler bedel ödemez ise “bir kere yapan he yapar” prensibi maalesef çalışır.
Dünya bu haftayı sakin geçirmedi. Fed, Kevin Warsh döneminde ilk faiz artışını yaparak politika faizini %3,75-4,00 aralığına çekti.
Gerekçe yalın. Enflasyon hâlâ yüksek, finansal koşullar yeterince kısıtlayıcı değil, büyüme dayanıklı. Dot plot bir ek artış daha ima ediyor. ABD’de güçlü PMI’lar ve hâlâ sıkı işgücü piyasası, “yumuşak iniş” anlatısını zorluyor.
Aynı anda Orta Doğu gerilimi petrolü 100 dolar bandında tutuyor.
ABD-İran görüşmelerine dair haberler fiyatı bir gün indiriyor, ertesi gün sert açıklamalar geri getiriyor. Türkiye enerji ithalatçısı. Petrol ve gübre şoku, OECD’nin de belirttiği gibi, dezenflasyonu yavaşlatıyor.
Küresel büyüme OECD’ye göre 2026’da %2,9. ABD ve yapay zekâ yatırımları tabanı tutuyor. Türkiye ise “ardışık şokları” daha doğrudan hissediyor. Enerji, sıkı finansman, zayıf iç talep ve şimdi sermaye piyasası güveni. İkinci çeyrek büyümesi %2,3 ile 2020 sonrası en zayıf yıllık performanslardan biriydi. Sanayi üretimi kırılgan, kapasite kullanımı ancak %74 civarında.
Reel kesim güveni 102 civarında, eşik üstünde ama ivmesiz. İç siparişler zayıf, ihracat siparişlerinde dalgalanma var. Yüksek kredi maliyeti yatırım iştahını kesiyor. İhtiyaç kredisi faizlerinin politika faizinin çok üzerinde seyretmesi, aktarımın henüz “dengeli” olmadığını gösteriyor. Enflasyon düşerken faizlerin bu kadar yüksek kalması, bir geçiş dönemi olarak savunulabilir. Ama geçiş uzadıkça üretim yapısı yıpranır.
Karar alıcılar için asıl sınav teknik değil, kurumsal.
TCMB sıkı duruşu koruyor; “kalıcı bozulma olursa yeniden sıkılaşırız” diyor. Ancak para politikası tek başına beklenti uçurumunu kapatmaz. Sermaye piyasası denetiminin zamanlaması, tasfiye sürecinin şeffaflığı, yatırımcıya yapılacak ödemelerin adaleti, bundan sonraki rehberlerin öngörülebilirliği…
İnsanlar ortalama enflasyonu değil, sık aldığı ürünün fiyatını hatırlar. Güven, geçmişteki birkaç iyi veriye değil, tekrarlanan adil uygulamaya dayanır. Uzun süre sıkı kalmak da büyümeyi, istihdamı ve gelir dağılımını etkiler.
Tasfiye sürecinin ivedi, kademeli, adil ve şeffaf yürütülmesi, piyasa disiplinini yeniden kuracaktır.
Bu hususta Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan'en talimatı net!
Sanatçı, sporcu, siyasetçi, amir memur hiç farketmez!
Aynı kurallar, aynı hızda, herkese işlediği müddetçe sorunlar bir bir ortadan kalkar.
Aksi halde güven pamuk ipliğine bağlıdır.
Kopunca yeniden örmek, faizi %50 yapmaktan çok daha uzun sürer.