EĞİTİM LGS 1. nakil sonuçları açıklandı
Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında yerleştirmeye esas birinci nakil sonuçları açıklandı.
Koltuk Korkusu ve Eğitimin Sessiz Çöküşü
Bir toplumun geleceği sınıflarda şekillenir. Ancak o sınıfların bağlı olduğu kurumlar doğru yönetilmiyorsa, en iyi öğretmenler bile tek başına sistemi ayakta tutamaz.
Bugün eğitim sistemimizin en önemli sorunlarından biri öğretmenlerin niteliği kadar, eğitim kurumlarının yönetim anlayışıdır.
Çünkü yıllardır okul müdürlüğü, İl ve ilçe milli eğitim müdürlüğü ve benzeri yöneticilik makamları öğretmen kökenli kişiler arasından seçilmektedir.
Oysa iyi bir öğretmen olmak ile iyi bir yönetici olmak aynı şey değildir.
Bir insanın matematik, beden eğitimi, müzik, tarih veya felsefe öğretmeni olması onu otomatik olarak yönetim bilimleri konusunda uzman yapmaz. Benzer şekilde, yalnızca eğitim yönetimi alanında alınmış bir yüksek lisans derecesi de tek başına etkili yöneticilik yeterliliğinin garantisi değildir. Yönetim; teorik bilginin ötesinde kamu yönetimi anlayışı, stratejik planlama, organizasyon becerisi, kriz yönetimi, insan kaynakları yönetimi, liderlik, denetim ve kurumsal vizyon gerektiren başlı başına bir uzmanlık alanıdır.
Bugün birçok okulda yaşanan sorunların önemli bir kısmı da tam olarak buradan kaynaklanmaktadır. Öğretmenlikten yöneticiliğe geçen bazı kişiler, eğitim kurumlarını geliştirmek yerine makamlarını korumaya odaklanmaktadır. Okulların sorunlarını ilgili mercilere iletmek yerine sessiz kalmayı tercih eden, koltuğunu kaybetme endişesiyle hareket eden bir yönetim anlayışı oluşmuştur.
Max Weber, modern toplumların başarısının liyakate dayalı bürokratik yapılarla mümkün olduğunu söyler.
Weber’e göre bir kurumun etkinliği, görevlere en uygun kişilerin getirilmesine bağlıdır. Bugün eğitim yönetiminde de temel soru budur:
“Bir okulun yöneticisi eğitim vermeyi bilen kişi mi olmalıdır, yoksa eğitim kurumunu yönetmeyi bilen kişi mi?”
Sosyolog Pierre Bourdieu ise eğitim sistemlerinin toplumsal eşitsizlikleri yeniden üretebildiğini ifade eder.
Eğer yönetim mekanizmaları liyakatten uzaklaşırsa eğitim sistemi çocuklara fırsat eşitliği sunmak yerine mevcut sorunları büyütmeye başlar.
Bugün çocuklarımızın karşı karşıya olduğu tablo düşündürücüdür. Disiplin sorunları artmakta, akademik başarı tartışılmakta, okul-aile ilişkileri zayıflamakta ve eğitim kurumlarına duyulan güven giderek azalmaktadır. Elbette bütün sorumluluğu okul yöneticilerine yüklemek doğru değildir. Ancak yönetim anlayışının sorgulanması gerektiği de açıktır.
Valiler, kaymakamlar ve diğer kamu yöneticileri belirli alanlarda uygun eğitimi almış, yönetim bilgisi ve kamu tecrübesi bulunan kişiler arasından seçilmektedir.
Peki milyonlarca öğrencinin geleceğini şekillendiren eğitim kurumlarının yönetiminde neden aynı hassasiyet gösterilmemektedir?
Kamu Yönetimi, Sosyoloji ve benzeri alanlarda eğitim almış; insan davranışını, toplumsal yapıyı ve kurumsal işleyişi bilen uzmanların eğitim yönetiminde daha fazla yer alması artık ciddi şekilde tartışılmalıdır.
Çünkü eğitim yalnızca ders anlatmak değildir.
Eğitim aynı zamanda bir toplumu yönetmektir.
Okulu yönetemeyenler, geleceği de yönetemezler.
Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığı’nın okul müdürlüğü, İl ve ilçe millî eğitim yöneticiliği gibi görevlerin niteliğini yeniden değerlendirmesi; yöneticiliği öğretmenliğin bir üst basamağı değil, ayrı bir uzmanlık alanı olarak ele alması gerekmektedir.
Çocuklarımızın geleceği, makamlarını korumaya çalışan yöneticilere değil; sorunları cesaretle dile getiren, liyakatle görev yapan ve kurumu ileriye taşıyacak vizyona sahip insanlara emanet edilmelidir.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER