KPSS Lisans Genel Yetenek-Genel Kültür Oturumu’na 1 milyon 708 bin 329 aday başvurdu.
ÖSYM verilerine göre adayların 1 milyon 98 bin 705’i kadın, 609 bin 624’ü erkek!
Evet, bu sene KPSS’ye başvuran lisans yani dört yıllık üniversite mezunlarının sayısı 1 milyon 708 binden fazla.
Bu rakam 2018’de yaklaşık 1 milyon 176 bindi.
Sekiz yılda yüzde 45 civarında artış var.
Araştırmalar, “Kamu mu, özel sektör mü?” sorusu yöneltilen gençlerin çoğunun tercihini “kamudan” yana kullandığını gösteriyor.
Ailelere sorduğunuzda “kamu” diyenlerin oranı iyice artıyor.
Eleman.net’in çalışmasına göre, çocuklarının memur olmasını isteyen ebeveyn oranı yüzde 76.
Bir ülkede “kamu çalışanı” olabilme hevesinin hızla artması iyi bir şey midir?
Üniversite mezunlarımız bile özel sektörde ya iş bulmakta zorlanıyor ya da bulduğu işi yeterince cazip bulmuyor olmalı ki, kamu bu kadar güçlü bir çekim merkezi haline geliyor.
Bu böyle olduğu halde, üniversiteli sayısını bu kadar arttırmanın mantığı nedir?
Üniversite öğrencisi sayısının katlanarak artmasıyla övünüldüğünü bile işitti bu kulaklar.
Aşırı üniversiteleştirmenin artı mecburi eğitimin 12 yıla çıkartılmasının yol açacağı çok kötü sonuçlara dikkat çektiğimizde…
Birileri o çok bilmiş kaşlarını kaldırıyordu “Ne yani, yönetenlerimiz o kadarını düşünemiyor mu?” diyerekten!
Bizim sesimiz yankılandı, itirazlarımız karşılık buldu.
Piyasadan “Usta yok, usta!” çığlıkları yükseldi de…
“Eh, bari biraz azaltalım kontenjanları!” dendi.
Her sene 900 bin üniversite, 1 milyon 100 bin de lise mezunu üretiyorsun, bunların çoğu mesleksiz diplomalı!
Türkiye’nin hangi bölümde ne kadar mezuna ihtiyacı var, göz önünde bulundurulmadı mı?
Bu işler sağlıklı bir şekilde planlanmış olsaydı, piyasadaki avukatlar avukat, mühendisler de mühendis fazlalığından şikâyet etmezlerdi!
Özel sektör “usta-kalfa” yokluğundan şikâyet ediyor, gençler ise işsizlikten…
Bununla birlikte kamuya kapak atmak isteyenleri de hepten haksız görmüyorum.
Çoğu aile çocuklarının devlete kapak atmasını istiyor…
İş güvencesi, düzenli maaş, emeklilik, sosyal statü…
Sözgelimi PLANDEMİ sürecinde özel sektör firmalarının bazıları kapalı kaldı, işverenler, çalışanlar çok zor durumlara düştü ama devlette çalışanlar maaşlarını “evde otursalar” da tıkır tıkır aldı.
Kağıt üzerinde mesai yapmaya zorlanmak yoksa da…
Özel sektörde patron isterse seni işten çıkartır, bir bahanesini bulur, mutlaka çıkartır.
Ne var ki deniz bir yerde biter, devlet sonuna kadar alım yapamaz.
Devlet memurluğu bir hak değil, sınırlı bir kamu hizmetidir.
Kamunun görevi her mezunu istihdam etmek değil, temel kamu hizmetlerini etkin yürütmek, adaleti sağlamak ve rekabetçi bir ekonomi için zemin hazırlamaktır.
Her yıl yükseköğretimden çıkan yüz binlerce lisans mezununu kadroya almak mali olarak sürdürülemez; bütçe, verimlilik ve nesiller arası adalet açısından da yanlıştır.
Üstelik bu talep, üniversite tercihlerini de çarpıtır.
Öğrenciler “atanma ihtimali yüksek” bölümlere yönelir.
İş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu beceriler ikinci planda kalır.
Kamu personeli sayısının şişmesi hizmet kalitesini düşürür, bütçeyi zorlar ve özel sektörün büyümesini yavaşlatır.
İhtiyacımız olan; güçlü bir özel sektör, girişimcilik ve ihracat odaklı üretim ve bunları destekleyen bir eğitim altyapısıdır.
“Biz özel sektörü neden gençlerin kamuya tercih edebileceği kadar cazip hale getiremedik?” sorusu da yetkililerimiz tarafından mutlaka cevaplandırılmalıdır.
Üniversite kontenjanlarını piyasa ihtiyacına göre gözden geçirmek; staj, çıraklık ve sektör işbirliğini zorunlu hale getirmek.
Çocukları 18 yaş bitimine kadar binalara kapatan 12 yıl mecburi eğitim uygulamasına derhal son vermek.
Okullardaki rehberlik derslerini “boş dersler” olarak görmemek, rehberlik müessesesini işletmek…
Çocukların kabiliyet ve ilgi alanlarını zamanında keşfetmek ve aileleri yönlendirmek!
Gençlere istihdam desteklerini iyice arttırmak, istihdam desteklerini verecek kurumlardaki “beyinleri kravatlı” oranını azaltmak!
“Niyet ettim, kamu personeli olmaya” der, durur nesillerimiz!