Bu Ne Dünya Kardeşim: Giden Gidene, Kırılan Kırılana
“Bu ne dünya kardeşim… Üzen üzene. Giden gidene. Oysa insanın geride bırakacağı en değerli şey, kimsenin kalbinde açmadığı yaralardır.”
Modern insan, teknolojinin ulaştığı hız kadar kalbine ulaşamadı. Bir mesaj saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna giderken, bir özür bazen yıllarca söylenemiyor. İnsanlar birbirlerini dinlemek yerine susturmayı, anlamaya çalışmak yerine yargılamayı, sevmek yerine tüketmeyi tercih ediyor.
İşte bu yüzden her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyoruz.
John Donne, yüzyıllar önce bugünleri anlatırcasına şöyle diyordu:
“Hiçbir insan tek başına bir ada değildir.”
Gerçekten de öyle…
İnsan, ancak başka insanların sevgisiyle tamamlanır. Bir tebessüm, samimi bir selam ya da içten edilen birkaç güzel söz bazen yıllarca taşınan yüklerden daha ağır gelir. Çünkü insanın en büyük ihtiyacı para değil, görülmektir; makam değil, değer verildiğini hissetmektir.
Carl Gustav Jung, insan ilişkilerine dair şu önemli tespiti yapar:
“Başkaları hakkında bizi rahatsız eden her şey, kendimizi anlamamıza yardımcı olabilir.”
Belki de bugün yaşadığımız birçok kavganın sebebi, karşımızdakini değiştirmeye çalışırken kendimizi hiç sorgulamamamızdır. İnsan önce kendi öfkesini tanımadan dünyaya huzur veremez.
Maya Angelou ise insanların hafızasında neyin kaldığını şu cümleyle özetler:
“İnsanlar söylediklerini unutabilir, yaptıklarını unutabilir; ama onlara nasıl hissettirdiğini asla unutmaz.”
İşte hayatın en sessiz gerçeği budur.
Bir insanı kırmak birkaç saniye sürer. Ama o kırgınlığın izi bazen bir ömür silinmez. Sert bir söz, küçümseyen bir bakış, zamanında edilmeyen bir teşekkür ya da söylenmeyen bir özür… Bunların hiçbiri görünmez; fakat insan ruhunda derin izler bırakır.
Bugün çevremize baktığımızda herkes bir şeylerin peşinde koşuyor. Daha fazla para, daha büyük makam, daha gösterişli hayatlar…
Fakat mezarlıklarda hiçbir unvan konuşulmaz.
Orada sadece insanların ardından söylenen cümleler kalır.
“İyi insandı.”
“Kimseyi incitmezdi.”
“Kapısını çalanı geri çevirmezdi.”
Belki de hayatın gerçek özeti budur.
Çünkü insanın serveti banka hesaplarında değil, arkasından edilen dualarda ölçülür.
Bu yüzden birbirimizi kırmadan yaşamayı öğrenmeliyiz.
Haklı olmak yerine adil olmayı…
Kazanmaktan önce vicdanlı kalmayı…
Ve en önemlisi, sevgiyi ertelememeyi…
Çünkü bu dünyada en çok ertelenen şey sevgidir.
Oysa hayatın bize hiçbir garantisi yok.
Bugün yanımızda yürüyen biri, yarın sadece bir hatıraya dönüşebilir.
Bugün arayabileceğimiz bir telefon, yarın sonsuza kadar susabilir.
İşte bu yüzden;
Sev kardeşim, sev…
Kırmadan konuş.
Yargılamadan dinle.
Geç kalmadan sarıl.
Çünkü bu dünyada geriye kalan ne sahip olduklarımızdır ne de kazandıklarımız…
Geride kalan; kaç kalbe dokunduğumuz, kaç insanın yükünü hafiflettiğimiz ve kaç kişinin yüzünde samimi bir tebessüm bırakabildiğimizdir.
Hayat, birbirimizi yenmek için değil; birbirimizi iyileştirmek için bize verilmiş en kıymetli emanettir.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER