Millî Eğitim Bakanlığı ders kitaplarında kullanılan tarihî terminolojiye ilişkin kamuoyunda yaşanan tartışmalara Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer de akademik bir değerlendirmeyle katıldı.
Yıldırımer, tarihî kavramların yalnızca kelimelerden ibaret olmadığını; milletlerin ortak hafızasını, kimliğini ve tarih bilincini şekillendiren önemli unsurlar olduğunu vurguladı. Yaklaşık bir asırdır Cumhuriyet'in kuruluş sürecinin anlatımında kullanılan “Kurtuluş Savaşı” kavramının bu nedenle yalnızca terminolojik bir tercih olarak ele alınamayacağını ifade etti.
Prof. Dr. Yıldırımer'e göre “Millî Mücadele”, Mondros Mütarekesi sonrasında gelişen siyasi, askerî ve toplumsal direniş sürecini kapsayan daha geniş bir kavram olarak değerlendirilirken; “Kurtuluş Savaşı” ise bağımsızlık mücadelesinin askerî ve siyasi boyutunu ve bu mücadelenin zaferle sonuçlanmasını ifade ediyor.
Yıldırımer, bu nedenle iki kavramın birbirinin yerine geçirilmesi yerine tarihsel bağlamları içerisinde ele alınması gerektiğini savundu.
Atatürk'ün Nutuk'ta anlattığı tarihsel sürece, “Ya istiklâl ya ölüm!” sözüne ve Amasya Genelgesi'ndeki bağımsızlık vurgusuna dikkat çeken Yıldırımer, dönemin temel hedefinin milletin bağımsızlığının sağlanması olduğunu belirtti.
Açıklamasında Mondros Mütarekesi sonrasında yaşanan işgallere ve Sevr Antlaşması'nın öngördüğü koşullara da değinen Yıldırımer, verilen mücadelenin yalnızca cephelerde gerçekleşen askerî çatışmalardan ibaret olmadığını, aynı zamanda bağımsızlığın ve egemenliğin yeniden tesis edilmesini amaçlayan tarihsel bir süreç olduğunu ifade etti.
24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nın da askerî ve siyasi mücadelenin uluslararası alandaki sonuçlarından biri olduğunu belirten Yıldırımer, Cumhuriyet'in kuruluşuna uzanan sürecin Samsun'dan Erzurum'a, Sivas'tan Sakarya'ya, Büyük Taarruz'dan Lozan'a uzanan bütüncül bir tarihsel çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, akademik tartışmaların ve farklı tarihsel değerlendirmelerin yapılmasının doğal olduğunu ancak tarihî kavramların belgeler, arşiv kayıtları ve bilimsel yöntemler ışığında ele alınması gerektiğini vurguladı.
Yıldırımer, Cumhuriyet'in kurucu değerlerine, tarihî mirasa ve toplumsal hafızaya sahip çıkmanın gelecek nesillere karşı ortak bir sorumluluk olduğunu belirterek, tarihî kavramların değiştirilmesinden ziyade doğru tarihsel bağlamlarıyla öğretilmesinin esas olması gerektiğini ifade etti.
Açıklamanın, kamuoyunda devam eden tartışmaya tarih biliminin temel ilkeleri ve akademik perspektif doğrultusunda katkı sunmak amacıyla hazırlandığı belirtildi.