EĞİTİM LGS 1. nakil sonuçları açıklandı
Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında yerleştirmeye esas birinci nakil sonuçları açıklandı.
Narsisizm Üreten Okullar - Alkış Bağımlısı Bir Nesil Mi Yetiştiriyoruz?
Bir toplumun geleceğini anlamak istiyorsanız çocuklarına ne öğrettiğine değil, neyi ödüllendirdiğine bakın.
Çünkü insanlar çoğu zaman söylenenlere değil, alkışlananlara dönüşür.
Bugün eğitim sisteminde sessizce büyüyen ve neredeyse kimsenin sorgulamadığı bir kültür var:
Mezuniyet endüstrisi.
Evet, yanlış okumadınız.
Artık eğitim kurumlarının önemli bir kısmı bilgi üretmekten çok duygu pazarlamaya başlamış durumda.
Anaokulu bitiyor, kep töreni…
İlkokul bitiyor, kep töreni…
Ortaokul bitiyor, kep töreni…
Lise bitiyor, kep töreni…
Sanki çocuk Nobel Ödülü almış gibi sahneler kuruluyor, ışık sistemleri getiriliyor, konfeti patlatılıyor, özel fotoğraf çekimleri yapılıyor.
Bir sonraki aşamaya geçmek artık başarı değil, başarı gibi pazarlanması gereken bir ürün haline getiriliyor.
Peki bunun bedelini kim ödüyor?
Önce çocuklar…
Sonra aileler…
En sonunda da toplum.
Çünkü sürekli alkışlanan birey, zamanla alkışın hak edilmiş bir ödül değil, doğal hakkı olduğuna inanmaya başlar.
Tam da burada modern çağın en büyük hastalıklarından biri ortaya çıkar:
Narsisizm.
Alman-Koreli filozof Byung-Chul Han, çağımızı “performans toplumu” olarak tanımlar.
Bu toplumda insanlar başarılı olmaktan çok başarılı görünmeye çalışırlar.
Bugün bazı mezuniyet törenleri de tam olarak bunun eğitimdeki karşılığıdır.
Öğrenmekten çok görünmek…
Gelişmekten çok sergilenmek…
Başarmaktan çok alkış almak…
Çocuk daha hayatın başında şu mesajı alıyor:
“Bir sonraki sınıfa geçtiysen kutlanmayı hak ediyorsun.”
Hayır.
Hayat böyle çalışmaz.
Hayat kimseye sırf bir aşamayı geçti diye madalya vermez.
İş hayatında patron sana konfeti patlatmaz.
Mahkeme salonunda alkış yoktur.
Hastanede nöbet tutan doktoru kimse sahneye çağırmaz.
Esnaf dükkânını açık tuttuğu için kep fırlatmaz.
İnsanlar gerçek hayatta yaptıkları iş kadar değerlidir.
Gösterdikleri şov kadar değil.
Ancak biz çocuklarımıza giderek daha farklı bir dünya anlatıyoruz.
Sürekli özel olduklarını…
Sürekli merkezin kendileri olduğunu…
Sürekli kutlanmaları gerektiğini…
Sonra da eleştiriye tahammül edemeyen, en küçük başarısızlıkta dağılan, sürekli takdir bekleyen gençler ortaya çıktığında şaşırıyoruz.
Şaşırmayın.
Bu bir sonuçtur.
Üstelik mesele yalnızca öğrenciler de değildir.
Bu kültürü besleyen ikinci grup bazı okul yöneticileri ve hatta bazı velilerdir.
Çünkü mezuniyet artık eğitim faaliyetinden çok bir gösteri organizasyonuna dönüşmüştür.
Daha büyük salonlar…
Daha pahalı organizasyonlar…
Daha fazla fotoğraf…
Daha fazla sosyal medya paylaşımı…
Daha fazla reklam…
Ve elbette daha fazla gelir…
Eğitim ikinci plana düşerken görüntü birinci plana çıkmaktadır.
Oysa eğitim sahne ışığında değil, sınıfta gerçekleşir.
Karakter gelişimi konfeti altında değil, sorumluluk altında oluşur.
Sosyolog Erich Fromm’un yıllar önce yaptığı uyarı bugün çok daha anlamlıdır:
“İnsanlar olmak yerine görünmeye çalıştıklarında toplum hastalanır.”
Bugün tam olarak yaşadığımız şey budur.
Çocuklarımızın ne öğrendiğinden çok nasıl göründüğüne odaklanan bir eğitim kültürü…
Emeğin yerine gösterinin geçtiği bir sistem…
Başarının yerine alkışın konulduğu bir anlayış…
Belki de artık cesur bir soru sormanın zamanı gelmiştir:
Anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise geçişlerinde yapılan bu gösterişli mezuniyet törenleri gerçekten eğitime mi hizmet ediyor?
Yoksa alkış bağımlısı, sürekli onay bekleyen ve hayatın gerçekleriyle karşılaştığında sarsılan bir neslin oluşmasına mı katkı sağlıyor?
Çünkü gerçek eğitim, çocuğa sahne vermek değil; karakter kazandırmaktır.
Gerçek başarı, kep fırlatmak değil; hayatın yükünü taşıyabilmektir.
Ve bir toplumun geleceği, ne kadar alkış ürettiğiyle değil, ne kadar sağlam karakter yetiştirdiğiyle ölçülür.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER