Toplumlar suç işlendiğinde çoğunlukla faili, cezayı ve yargı sürecini konuşuyor. Oysa bilim insanları, suçun ortaya çıkmasından çok önce başlayan psikolojik ve toplumsal süreçlere dikkat çekiyor.
15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, suç davranışının yalnızca adli bir konu olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu belirterek, suçun kökenlerinin çocukluk yaşantıları, aile yapısı, sosyal çevre ve bireyin psikolojik gelişimiyle birlikte incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Psikoloji, sosyoloji ve kriminoloji alanlarında yürüttüğü akademik çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Yıldırımer; Aile Yapısı ve Suç İlişkisi, Suç ve Suçluluk ile Toplum mu Suçlu, Dünya mı Değişti? adlı eserlerinde de suçun oluşum sürecini disiplinlerarası bir bakış açısıyla ele alıyor.
Röportajda suçun yalnızca işlendiği ana odaklanılmasının eksik bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yıldırımer, şu değerlendirmede bulundu:
"Toplumlar suçluları mahkemelerde yargılar; bilim ise onları çocukluklarında anlamaya çalışır."
Yıldırımer'e göre ihmal, sevgisizlik, aile içi şiddet, duygusal reddedilme, kronik çatışmalar ve sağlıksız iletişim biçimleri yıllar içinde bireyin davranış örüntülerini şekillendirebiliyor. Bu nedenle suç, çoğu zaman tek bir olayın değil, uzun yıllara yayılan bir gelişim sürecinin sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Prof. Dr. Yıldırımer, çocuğun empati, sorumluluk, adalet duygusu ve öfke kontrolü gibi temel becerileri ilk kez aile ortamında öğrendiğini belirterek, aile yapısının bireyin psikolojik gelişimindeki belirleyici rolüne dikkat çekti.
İngiliz psikiyatrist John Bowlby'nin güvenli bağlanma kuramı ile Albert Bandura'nın sosyal öğrenme yaklaşımına değinen Yıldırımer, çocukların söylenenlerden çok, yaşadıkları aile ortamını model aldığını ifade etti.
"Evde sevgi varsa sevgi, saygı varsa saygı, şiddet varsa şiddet öğrenilir." diyen Yıldırımer, aile içindeki iletişim kalitesinin bireyin gelecekteki sosyal davranışlarını önemli ölçüde etkilediğini söyledi.
Röportajda suç davranışının yalnızca aileyle açıklanamayacağını da vurgulayan Prof. Dr. Yıldırımer, biyolojik yatkınlıklar, kişilik özellikleri, eğitim düzeyi, ekonomik koşullar, sosyal çevre ve yaşam deneyimlerinin de süreci etkileyen önemli faktörler arasında yer aldığını belirtti.
Modern kriminolojinin tek bir neden aramak yerine risk faktörlerini ve koruyucu unsurları birlikte değerlendirdiğini ifade eden Yıldırımer, bilimsel yaklaşımın bireyi bütüncül olarak ele aldığını söyledi.
Aile terapisi kuramları ile sosyolojik yaklaşımların ortak noktasının, çocuğun gelişiminin yalnızca bireysel değil; aile, okul ve toplumun ortak etkisiyle şekillendiğini belirten Prof. Dr. Yıldırımer, suçun önlenmesinde koruyucu sosyal politikaların önemine dikkat çekti.
Ona göre aile danışmanlığı hizmetleri, ebeveyn eğitimleri, erken çocukluk destek programları, okullarda ruh sağlığını güçlendiren uygulamalar ve sosyal destek mekanizmaları, uzun vadede suç oranlarının azaltılmasına önemli katkı sağlayabilir.
Röportajın sonunda dikkat çeken bir mesaj veren Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, toplumların geleceğinin güçlü ailelerden geçtiğini şu sözlerle ifade etti:
"Belki de bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras servet değil, güven duygusudur. Çünkü suçun ilk izleri çoğu zaman olay yerinde değil, çocukluğun sessizliğinde saklıdır."
Yıldırımer'in değerlendirmeleri, suçla mücadelenin yalnızca cezalandırmaya değil; sağlıklı aile yapılarının güçlendirilmesine, ruh sağlığının desteklenmesine ve çocukların güven içinde yetiştirilmesine odaklanan koruyucu sosyal politikalarla mümkün olabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor.