Özellikle “yüksek” mevkilerde olanları ziyaret etmek gelmiyor içimden.
Laf çoksa yalan da çok, mal çoksa haram da çok!
Kulların itibar ettikleri koltuklarda oturanlardan kimi ziyaret etsem bunu duyanlardan en az biri arıyor…
“Serdar Bey seni severim bilirsin!” dedikten sonra…
Ziyaret ettiğim kişi hakkında bir dolu olumsuz lâf ediyor.
Kimsenin kimseyi sevmediği, kimsenin kimseye güvenmediği, herkesin birbirinin kuyusunu kazmak için uğraştığı bir toplumda yaşıyoruz.
Bir meslektaşım hakkında berbat laflar ettiği için arayı bozduğum mühim siyaset adamını, o meslektaşımla kol kola ziyaretler yaparken gördüm geçen gün.
Birbirlerine arsız, hırsız, hatta terör destekçisi diyen kişiler rahatlıkla yüz yüze bakabiliyorlar.
Bir kişi hakkında olumsuz düşünceler besliyorsanız…
Ondan hiç hoşlanmıyorsanız, hatta nefret ediyorsanız…
Bu bakışlarınıza, hareketlerinize yansımaz mı?
“Nezaketen” selam verseniz de suratınızdaki ifade sizi ele vermez mi?
Köprüye geçene kadar ayıya dayı diyebilir misiniz siz?
“Sırat köprüsünden başka” geçmek istediğiniz köprüler mi var ve köprülerin üzerleri hep ayılarla mı dolu?
Burada boyunlara kementler, ruhlara zincirler geçirilmiş.
Kafalarda kuyrukları birbirlerine değmeyen en az kırkar tilki ile dolaşıyor birçokları.
Ne kadar çok tezgâh, ne kadar çok ayak oyunu…
Söylemek istediklerimin çok azını söyleyebiliyorum.
Söylesem faydası yok, sussam gönül razı değil.
Övülenlerle sövülenlerin sık sık yer değiştirdiği ortamların insanı olabilir misiniz?
Kula, kullara sonsuz “sadakat” gösterebilir misiniz?
“Sadakat” sanılan şey çoğu kez korkunun ya da menfaatçiliğin makyajı.
Bin bir türlü dalkavuklukla hitap edilen güç odağı zayıf düştüğünde ilk hançerleyecek olan da bu “sadakatle” övünen tipler.
Riyakârlığa, omurgasızlığa “sadakat” kılıfını geçirmiş menfaatçi tipler.
Burada insan, makamın gölgesinde küçülüyor.
Koltuk büyüdükçe vicdan daralıyor.
Kapıdaki bekçi bile sesinin tonunu koltuğa göre ayarlıyor.
“Hoş geldiniz”in samimiyeti, ziyaretçinin rütbesine bağlı.
Buralarda konjonktür, ahlakın en işlek kılık değiştirme merdivenidir.
Merdiveni çıkan, dün sövdüğünü bugün tebrik eder.
Tebrik cümlesinin koltuk altında, dünün dosyaları durur.
Buralarda dosyalar silinmez.
Yalnızca rafa kalkar.
Rafın yüksekliği, koltuğun yüksekliği kadardır.
Günün sonunda koltukların hepsi boşalır.
Kapıların hepsi kapanır.
Alkışlar diner.
Kalabalık dağılır.
İnsanoğlu, ömrü boyunca peşinden koştuğu dünyayı bir avuç toprağın içine bırakır.
Ne makam kalır.
Ne servet.
Ne itibar.
Ne de dün uğruna birbirinin kuyusunu kazanların hesabı.
Ve insanın, kendisinden başka kimseyi kandıramayacağı bir yer vardır.
Aşağı Maldivlerle Yukarı Maldivleri eşitleyen gerçek hesap!