2020 yılında yaşanan Doğu Akdeniz gerilimi sırasında Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’de savaş tehlikesi ciddi boyutlara ulaşmıştı.
Gerçek anlamda bir savaş ihtimaline binaen bunun hazırlıkları bile yapılmıştı.
O dönemde Yunan Adalarında şöyle bir hareketlilik oldu.
Hali vakti yerinde olan Yunan vatandaşları, bulundukları adaları terk ederek, Türkiye’ye olabildiğince uzak kalmak için Yunanistan ana karaya taşınmaya başlamıştı.
O dönem kesilen diyalog kanalları yeniden açıldığında, Yunan Kabinesinde görevi bulunan bir Bakan bunu Türk mevkidaşına bu şekilde aktarmıştı, oradan biliyorum.
Öyle bir savaş ihtimali ufukta belirirse olacak olan yine budur.
O adaların tamamı, Yunanistan’a değil, Türkiye’ye daha yakın.
Hatta önemli bir bölümü burnumuzun dibinde diyebiliriz.
Nitekim, hafta içinde Bişkek dönüşü uçakta gazetecilerini sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Yunanistan’la biz iyi komşuluk temelinde yürüyelim diyoruz” dedikten sonra, o gerçeği yansıtan şu ifadeleri kullanmıştı:
“Kara parçamızdan, şöyle Kaş’tan Yunanistan’a ber ses versek duyarlar değil mi? Ama biz her konuda samimi olduk. Yapıcı davranan taraf olduk. Fakat çoğu zaman iyi niyetimizin karşılığını göremedik.”
Yunanistan ile İsrail arasında önceki hafta Aşil Kalkanı adı verilen bir anlaşma yaptı.
Yunanistan hazinesi için 3 milyar dolar yeni borçlanma anlamına gelen bu anlaşmanın mahiyeti çok açık.
Son dönemde Ortadoğu’da Türkiye ile problem yaşayan İsrail, Atina’yla bu anlaşmayı yaparak, Ege üzerinden gözdağı vermek istiyor.
Yunanistan’ın ‘zaafiyet’ noktasındaki Türkiye fobisini kendi lehine kullanma amacı da var tabi bu işin arka planında.
Tıpkı, Atina’nın Türkiye korkusunu milyarlarca avroluk silah satışına tahvil eden Fransa’nın yaklaşımında olduğu gibi.
İsrail’le yapılan Aşil Kalkanı anlaşmasından hemen sonra Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın Atina’ya giderek, Yunan mevkidaşıyla bir görüşme gerçekleştirdi.
Bu görüşmenin mahiyetinin ne olduğuna dair, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bişkek dönüşü Yunanistan’la alakalı açıklamaları üzerinden bir fikir sahibi olabiliyoruz.
Erdoğan bir taraftan Yunanistan’ın Ege adalarındaki askeri kapasitesini artırmasına tepki gösterdi. Atina’ya “Yanlış yoldan dönmeli” çağrısı yaptı, ve “Tarih, ibret alanlar için çok çok iyi bir yol göstericidir.” Uyarısında bulundu.
Diğer taraftan da aynı açıklamasında Türkiye'nin serinkanlı ve sağduyulu yaklaşımını her kim bir acziyet olarak okuyorsa, açık söylüyorum, vahim bir hata yapıyor demektir. Yunanistan, girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmelidir.” Diyerek net uyarılarda bulundu.
Yunanistan Ege’de Türkiye’nin burnunun dibindeki adaları ne kadar silahlandırırsa silahlandırsın, bu adaların fiziki konumunun getirdiği dezavantajını kendi lehine kolay kolay çeviremez.
Bu adımlar, rasyonel önlemlerden ziyade, paranoyaya dönüşmüş olan korkular üzerine bina edildiği için, gerçekçi bir caydırıcılık üretmesi de kolay değil.
Öyle olsa, önce bu Adalar’da yaşayan Yunanistan vatandaşları kendi hükümetlerine, kendi ordularına güvenip, her gerilimde ana kıtaya kaçmanın yollarını aramazlar.