Edremit Devlet Hastanesi’ni son ziyaretimizde, hastane girişine asılmış devasa boyutlardaki “Hasta Hakları” tabelasını inceliyorum. Adeta okuma yazma dışında bir bilgisi olmayan bir insan için en temel düzeyde yazılmış, son derece açıklayıcı bir metin. Daha kapının girişinde insana “senin hakların var, sen bilmiyorsan da işte buraya yazıyoruz” diyen bir levha.
Tam tabelanın altında denk gelen koltuklarda dağ köylerinden geldikleri belli olan şalvarlı bir ana kız ve kavruk tenli iki adam oturmuş doktor sıralarını bekliyorlar.
Bu manzarayı lütfen bir kenara not edin, birazdan döneceğiz.
Recep Tayyip Erdoğan, arkadaşları ile birlikte 14 Ağustos 2001’de Ak Parti’yi kurdu. 446 gün sonra, 3 Kasım 2002’de 365 milletvekili ile Meclis’e girip tek başına iktidar oldular.
Ak Parti, bugün itibarı ile 25 yaşında ve 24 yıldır iktidarda.
Erdoğan, Ziya Gökalp’e ait bir şiiri okuduğu için mahkum edilmiş, siyasi yasaklı olmuştu. Dönemin Hürriyet Gazetesi, mahkumiyet kararının ardından Erdoğan’ı kast ederek “muhtar bile olamaz” manşeti atmıştı.
Müesses nizamın “muhtar bile olamaz” dediği Erdoğan, Ak Parti’nin başında 3 kez Başbakan, 3 kez de Cumhurbaşkanı seçildi.
Muhalefet, Ak Parti iktidara geldiği günden beri Türkiye’nin battığını, devletin yıkıldığını, kadın haklarının yok olduğunu, Türk bayrağının, Atatürk’ün hatta İstiklal Marşı’nın tedavülden kaldırılacağını, seçimlerin yapılmayacağını, Anayasa’dan Türklüğün ve laikliğin çıkarılacağını söyleyip durdu. CHP yandaşı medyanın “bu son seçim” sözleri artık özel bir kalıp haline geldi.
Hiçbiri olmadı. Aksine ülke, kuruluş değerlerine daha bağlı ve çok daha güçlü bir ülke haline geldi. Bugün Türkiye, hem maddi koşullar hem de demokratik gelişkinlik olarak 25 yıl önceki haline göre çok ileride. Bugünün eksiklerine dair eleştirilerimiz yine baki kalsın ama, Ak Parti döneminde yapılanlar görmemek büyük haksızlık olur.
Ak Parti’nin iktidarı boyunca neler yaptığını sayıp dökecek değilim. Parti’nin kendi birimleri bu işi gayet güzel yapıyor.
Ben başka bir şeyden, ilk bakışta anlaşılmayan, istatistikle ölçülemeyen bir değişimden söz etmek istiyorum.
Ak Parti’nin en büyük başarısının, toplum psikolojisi ile ilgili olduğunu görmeliyiz. Son 25 yılda devlet karşısında daha çok ses çıkartabilen, hakkını daha çok arayabilen ve demokrasiye daha çok inanan bir toplum olduk.
Devletin verdiği ile yetinen, itilip kakıldığında ses etmeyen, hak aramaktan çekinen bir halk yerine, aldığı hizmetin hakkı olduğunu bilen, bu hakkın bilinci ile hareket eden ve hakkı için siyasallaşan bir halk.
İşte en başta aktardığım Edremit Devlet Hastanesindeki manzara tam olarak bu dönüşümün fotoğrafını yansıtıyor.
Maalesef propagandanın gerçeklerin önüne geçtiği, söylemin eylemi gölgede bıraktığı bir çağdayız. O kadar çok “eski Türkiye güzellemesi” yapılıyor ki değişimin gerçek boyutlarını anlatmakta zorlanıyorsunuz.
En çok tekrarlanan ezberlerden biri Türkiye’nin otoriter, anti-demokratik bir ülke olduğu. Üç IQ’luk kapasiteleri ile komiklik yapmaya çalışan internet ünlüleri, ikide bir “Silivri soğuktur” esprisi patlatıp ‘adaletsizlik’ göndermesi yapıyor. Kimse de durup Devlet Güvenlik Mahkemelerinden, 14 günlük ‘yasal gözaltı sürelerinden’ söz etmiyor.
Ben, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, yargısız infazların, sistematik işkencenin ve gözaltında kayıpların Türkiye’si ile yakından tanışmış biriyim. Vatandaşına “mal” gibi davranan, düşman muamelesi yapan devletin, nasıl da insanlara haklarını hatırlatan dönüştüğünü görüyorum.
Ak Parti’nin başarıları bir yana, acaba kendisi başarıya ulaşmış bir teşebbüs müdür?
Erdoğan ve arkadaşları, bu partiyi kurarken kafalarında hangi amaçlar vardı, onların ne kadarına ulaştılar? Bunları ancak kendi değerlendirmelerinden öğrenebiliriz.
Ancak halk açısından bakılınca Ak Parti’ye “başarılı bir proje” diyebiliriz. Çünkü halk, Ak Parti’yi esasen 12 Eylül rejiminin sıkışmışlığına bir çözüm olarak tercih etmişti.
12 Eylül’de ülke yönetimine el koyan, 28 Şubat’ta gücünü revize eden ‘egemenler’, 2001 yılı itibarı ile artık ülkeyi yönetemez hale gelmişti. Kriz, sosyal yaşamda, ekonomide ve siyasette o kadar derinleşmişti ki düzen ancak polisiye tedbirler ile ilerleyebiliyordu.
Erdoğan ve arkadaşları, mayınlı tarlada, parti kapatma davaları ve siyasi yasaklar arasında ilerlediler. En büyük kavgaları da siyaseti vesayet altında tutanlar ile oldu. Bugün Türk siyasetinin vesayet odaklarından büyük oranda kurtulduğunu söyleyebiliriz. Askeri bürokrasi, yargı bürokrasisi, İstanbul sermayesi, onlardan beslenen medya grupları, FETÖ ve en önemlisi yabancı devletlerin temsilcileri…. Artık siyaseti manipüle edecek güçte değiller.
Ak Parti, 2002 seçiminde müesses nizam tarafından lanetlenmiş, en uç alternatif olarak etiketlenmişti. Halk, ters yöndeki tüm propagandaya rağmen beklenmedik olanı yaptı. 12 Eylül elbisesini yırtmak için Ak Parti’yi seçti. 24 yıllık Ak Parti iktidarı, bu deli gömleğinin tam anlamı ile yırtıldığını gösteriyor.