Her tanıklık bir imtihan: Dijital kötülükler karşısında tavrımız


Ahmet Türkben isimli köşe yazarının Her tanıklık bir imtihan: Dijital kötülükler karşısında tavrımız başlıklı yazısı. Haber 7

Tarih: 28-09-2026 10:06

Her tanıklık bir imtihan: Dijital kötülükler karşısında tavrımız

Dijital ahlâk üzerine düşünürken, gördüğümüz kötülükler karşısında ne yaptığımızı ve nasıl tavır aldığımızı da konuşmak gerekiyor. Ekran, bizi dünyanın çok uzak bir köşesinde yaşanan bir haksızlığın bile şahidi hâline getiriyor. Her tanıklık, bize imkânımız ve gücümüz ölçüsünde bir sorumluluk yüklüyor.

ŞAHİT OLUNANLAR KARŞISINDA ÜÇ DURUŞ, ÜÇ TAVIR

İnsanlar, hayata bakışlarına, olaylar karşısındaki duruş ve tavırlarına göre üç farklı karakter sergilerler: Adamsendecilik, çıkarcılık ya da duyarlılık.

Adamsendecilik, “Neme lâzım, bana ne” yaklaşımıyla her işe karşı lâkayt kalmak, gerekli hassasiyeti göstermemektir. Pasif ve vurdumduymaz kişilik zaafının izdüşümü olarak bu tavır, kendisine dokunmayana yağcılıkla ve etliye sütlüye karışmama eğilimiyle bir kayboluştur. Tepkinin insana özgü yapısı, bedbahtların dünyasından sürgün edilmiştir.

Çıkarcılık, sadece kendi çıkarını ve menfaatini öncelemektir. Bu, nifaktan bir şubedir, sahte ve yapmacık bir kişiliğin dışa vurumudur. Bu yaklaşımda samimiyetten uzak bir bencillik vardır. Menfaatini önceleyen kişi, sürekli kendi hesabını gözetir, güçlünün yanında durur, işine gelene göre tavır değiştirir.

İşin içine daha çok kazanma hırsı da girmişse ölçü iyice bozulur. Tamahkârlık, insanı kendi payıyla yetinmekten çıkarıp başkasının hakkına göz dikmeye, oradan da hileye ve sahtekârlığa sürükleyebilir. Daha vahimi bu düşkünlüğü, utanılacak bir rezalet saymak yerine normal karşılayan bir akıl ve yürek tutulmasına yakalanmaktır.

Duyarlılık ise yaşadığımız dünyayla ve olaylarla ilişki kurmak, doğrudan veya dolaylı olarak kendini ilgilendiren konular etrafındaki sorunları gidermek ve çözüm bulmak için sorumluluk almaktır. Duygu yetisi bahşedilmiş insanın, ilke ve hassasiyetlerini canlı tutması onun varlık âlemindeki ayırıcı vasıflarından biridir. Bu bir bilinç aşısı, kâinattaki varlık mührünün insan yüreğindeki nişanesidir. Duyarlılık, her şey bana bir mesajla geliyor ve beni ilgilendiriyor bağlamında bir teyakkuz hâlidir. Teyakkuz, olayları dikkatle ve rikkatle okumaktır. Gördüğümüzü anlamlandırmak, ondan bize düşen mesajı almak ve buna bir cevap vermektir. Böyle bir bakış, zihni ve kalbi diri tutar; insanı olup bitene karşı kayıtsızlıktan kurtarır.

HER TANIKLIĞI BİR İMTİHAN OLARAK ALGILAMAK

Karşılaştığımız tüm sorunlar ve şahit olduğumuz olumsuzluklar karşısında adamsendeci, çıkarcı ya da duyarlı davranma tercihlerinde insan oluşumuzun sınavını veririz.

İlahî buyruklar karşısında da durum farksızdır. Ayet-i kerimelerde yapılan tasnife göre (Fâtır,32) Kelâmullah’a muhatap olanların tavırları, imanlarının seviyesini ve kalitesini ele verir. Kimi sanki hiç duymamış ve ayetler sanki ona hitap etmiyormuş gibi kayıtsız kalır ya da ayetlerin istediği davranışların zıddı bir hayat tarzıyla kendine yazık eder. Kimi orta yolu tutar, standart bazı davranışları yerine getirmeyi yeğler, etliye sütlüye karışmadan, taşın altına elini koymadan, kıyısından yaşar hayatı. Kimi de Allah’ın izniyle hayırda yarışıp öncülerden olmayı tercih eder. İlâhî emirlere azı dişleriyle sımsıkı tutunur, sorunun kendisinden kaynaklandığını, çözümün de kendisinde olduğunu bilerek sorumlu davranır, hayırda ve iyilikte örnek ve öncü olmak, dua almak için yarışır; hakkında güzel şahitlikler yapacak güzel insanları biriktirmek için tüm fırsatları değerlendirir.

Duyarlı insanlar; her nimeti bir ikram, her tanıklığı bir imtihan olarak algılarlar, kendilerine ve topluma karşı sorumluluklarının bilincindedirler, iş ve davranışlarının hesabını verebilirler, zamanını verimli kullanırlar, planlı, disiplinli ve titiz çalışırlar.

Onlar, başkasının işaret etmesini beklemeden kendi payına düşen sorumluluğun gereğini yapar:“Ben hangi yükü taşımalıyım, hangi yaraya dokunmalıyım?” diye sorarlar. Şair İsmet Özel’in Münacatında dile getirdiği rikkat ve arayış da bunun en güzel ifadelerindendir. Bu dert ve gayretle arayanlar, elbette omuzlayacakları yükü de taşıyacakları suyu da bulacaklardır:

“Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi

bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin

Sorumluluğumuzun bugün en çok sınandığı alanlardan biri de dijital dünyadır. Artık birçok kötülüğe ekranda şahit oluyoruz. Bir iftira, mahremiyet ihlali, hakaret, sahtekârlık veya hoyratlık birkaç saniye içinde önümüze düşebiliyor. Tehlikeli olan taraflardan biri de bunları göre göre kanıksamamız, bir süre sonra olağanmış gibi karşılamamızdır.

Tanıklığın şekli değişse de yüklediği sorumluluk değişmiyor.

Peygamberimiz kötülükler karşısında duyarsız olmanın ve sorumsuz davranmanın kişiyi ve toplumu sürükleyeceği felakete haber veriyor:

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırsnız ya da Allah Teâla size toplumsal kargaşa ve kaos gibi azaplar gönderir. Sonra Allah’a yalvarırsınız da duanız kabul edilmez.” (Tirmizi, Fiten, 9)

Kim bilir, dualarımızın karşılıksız kalışında kötülüğe alışmanın ve haksızlık karşısındaki suskunluğumuzun da bir payı vardır, Allah esirgesin.

Kötülükler karşısındaki sorumluluğun hangi ölçü ve imkânlarla yerine getirileceğini ise başka bir hadis-i şerif daha açık biçimde ortaya koyar: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân, 78)

El ile değiştirmek, fiilî bir imkânı ve sorumluluğu ifade eder. Dijital dünyada bunun karşılığı bazen zararlı bir içeriği engellemek, ailemizi koruyacak sınırlar koymak, iftira veya mahremiyet ihlali karşısında gerekli mercilere başvurmaktır. Yetki sahibi olanların sorumluluğu daha büyüktür. Bir okul yöneticisi, kurum sorumlusu ya da platform yöneticisi, gözetimi altındaki alanın güvenliğinden de mesuldür. Zararlı içeriğe erişimi sınırlamak, mağduru korumak, şikâyet mekanizmalarını işletmek ve gerektiğinde açık bir tavır almak bu sorumluluğun parçasıdır. Yetki, faydalı olanı ikame için karar verme imkânı kadar zararı önleme ve hakkı koruma yükümlülüğüdür.

Dil ile değiştirmek, sözün hakkını vermektir. Yanlışı uyarmak, doğru bilgiyi ortaya koymak ve haksızlık karşısında hakikati savunmak... Fakat ıslah niyetiyle söylenen söz, karşı çıktığı kötülüğün diline benzememelidir. Atalarımızın deyişiyle, “Yangına körükle gidilmez.” Kan kanla temizlenmez; hakaret hakareti, iftira iftirayı ortadan kaldırmaz. Erdemli olan, kötülüğe karşı dururken doğru kalabilmektir.

Dijital ahlâkın zor taraflarından biri de bu sanki: öfke yükselirken adaleti korumak, kötülüğe karşı çıkarken yeni bir kötülük üretmemek.

Kalp ile buğz etmek ise kötülüğe içten bir mesafe koymaktır. Fiilî veya sözlü müdahale imkânı kalmadığında kalbin ona alışmaması, onu sıradanlaştırmaması gerekir. İçimizde meşrulaştırmamak, gözümüzü ve gönlümüzü ona alıştırmamak... Dijital dünyada bu bazen çok somut bir tavra dönüşür: yanlış bir içeriği beğenmemek, paylaşmamak, merak uğruna dolaşıma sokmamak; zira kötülük, ona gösterilen ilgiyle de büyüyebilir.

Duyarlılık, kötülüğe karşı tavır almakla birlikte iyiliğe öncülük etmeyi ve hayra vesile olmayı da gerektirir. Hadis-i şerif bize, iyi ya da kötü insanın yaptığı bir davranışın kendi sınırlarını aşıp başkalarına da örnek olabileceğini hatırlatır: “Her kim müspet (örnek) bir davranış ortaya koyar da, kendisinden sonra onunla amel edilirse, yaptığı güzel şeyin sevabını aldığı gibi, o davranışı örnek alarak iyilik yapanların sevabından da kendisine bir pay verilir, ama onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de menfi bir davranış ortaya koyarsa kendi davranışının cezasını üstlendiği gibi kendisini örnek alarak o davranışı sürdürenlerin günahlarından bir şey eksilmez.” (Müslim, İlim, 15)

Açtığımız yolun da bir sorumluluğu vardır. Her bahar bir çiçekle, her yangın da küçük bir kıvılcımla başlar. İyilik de kötülük de bazen tek bir örnekten çoğalır.

“KİM VAR?” SORUSUNA “BEN VARIM!” DİYEBİLMEK

Duyarlı insan hep bir cevap bulma çabasındadır. Gören gözü, işiten kulağı, hisseden yüreğiyle konuşturur dilini. Kalden hâle ve ahvale dair her ne varsa onun kapsama alanındadır. Üstad Necip Fazıl’ın idealize ettiği şekliyle “Kim var!” diye sorulduğunda gözünü başkasına çevirmeden “Ben varım!” diyebilmektir mesele.

Okunan bir yazı, duyulan bir haber, görülen bir resim, yaşanan bir olay, duyguları nasır tutmamış insandan bir cevap bekler. Bir Allah dostu şöyle demişti: “Karşımıza çıkartılan her olay, bizim imtihanımızdır. Allah bizi o şahitlikle sınıyor.”

Hoca Ahmed Yesevî’mizin nasihatiyle gönlü kırık birini görmüşse ona merhem olmak için kendisine gösterildiğini düşünmek ne büyük bir inceliktir:

“Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol sen.

Ayet ve hadisi her kim dese, duyar ol sen”

Âkif’in mısralarında da karşılığını bulan böylesi bir yürektir. Kanayan bir yaranın acısını tâ ciğerinde hisseden ve onu dindirmek için bedel ödemeyi göze alan inanmış bir yürek, reddi ve kabulüyle “Ben varım!” deme sorumluluğundadır. Münkere karşı bir “lâ”sı, marufa karşı “illâ” sı hep vardır.

Olgun ve hakiki imana sahip olanlar, Hakk’ın ve hakikatin şahitleri olarak en ücra köşelerden ulaşan sessiz çığlığa ya da alenî işlenen tüm zulümler karşısında yükselen feryatlara imandan kaynaklanan bir tavır ile cevap verirler. Gelgelelim bunu yapabilmek için neye karşı duracağını bilmek kadar, neyi değiştirebileceğini fark edecek bir hikmete; gerektiğinde bedel ödeyecek bir cesarete ve gücü yetmediği yerde sabredecek bir gönül genişliğine de ihtiyaç vardır.

Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç’in hapishanede tuttuğu notlarda paylaştığı Kızılderili Siyu yerlilerinin yaptıkları dua, erdemli bir hayata talip olanların yaklaşımını ne de güzel ifade ediyor:

“İzin ver keremli ellerime
Yarattığın şeylere dokunsun
Sesini duymam için kulaklarımı keskinleştir.
Her yaprağa her taşa gizemli bir şekilde yerleştirdiğin öğretini
kavrayabilmem için hikmet ver bana.
Kuvvet istiyorum; fakat kardeşlerimi ezmek için değil!
Sadece en kötü düşmanımı, nefsimi yenmek için.
Değiştiremediğim şeylere dayanmak için bana güç ver.
Değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmek için cesaret; ikisini tefrik etmek için de hikmet ver.”

Bugün bu duyarlılığın önemli alanlarından biri de ekrandır. Görmediğimiz nice acı görünür hâle geliyor, duymadığımız nice ses birkaç saniye içinde bize ulaşıyor. Dijital dünya tanıklığımızı çoğalttığı ölçüde sorumluluğumuzu da büyütüyor.

Ekranda gördüğümüz kötülüğü sıradanlaştırmamak, iyiliği fark ettiğimizde çoğaltmak, şahit olduklarımız karşısında bazen elimizle, bazen dilimizle üzerimize düşeni yapmak. Hiçbirine imkân bulamadığımızda ise kalbimizin kötülüğe alışmasına, onu normal görmesine izin vermemek.

Sanal âlemde gördüğümüz her şey, bizden cevap bekleyen yeni bir imtihan alanı. Araçlar değişse de tanıklığın yükü değişmiyor vesselam.




Bu haber 34214 defa okunmuştur.


Etiketler :


Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


FACEBOOK YORUM Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR

ÇOK OKUNAN HABERLER

HAVA DURUMU

İzmir
Parçalı bulutlu
7°
Rüzgar 13 km/s
Cumartesi
Bulutlu
6° / 12°
Pazar
Bulutlu
7° / 16°
Pazartesi
Bulutlu
7° / 16°

PUAN DURUMU

Takım O G M B A Y P AV
1 Galatasaray 26 20 2 4 62 18 64 +44
2 Fenerbahçe 26 16 1 9 57 27 57 +30
3 Trabzonspor 26 17 3 6 52 29 57 +23
4 Beşiktaş 26 14 5 7 47 30 49 +17
5 Göztepe 26 11 5 10 30 20 43 +10
6 Başakşehir FK 26 12 8 6 44 30 42 +14
7 Samsunspor 26 8 7 11 29 31 35 -2
8 Kocaelispor 26 9 11 6 23 27 33 -4
9 Gaziantep FK 26 8 9 9 35 42 33 -7
10 Çaykur Rizespor 26 7 10 9 32 36 30 -4
11 Alanyaspor 26 5 8 13 28 32 28 -4
12 Konyaspor 26 6 11 9 30 39 27 -9
13 Gençlerbirliği 26 6 13 7 28 36 25 -8
14 Kasımpaşa 26 5 12 9 22 36 24 -14
15 Antalyaspor 26 6 14 6 25 43 24 -18
16 Eyüpspor 26 5 14 7 19 37 22 -18
17 Kayserispor 26 3 12 11 20 48 20 -28
18 Fatih Karagümrük 26 4 17 5 24 46 17 -22
Veri kaynağı: Resmî TFF puan cetveli · Güncelleme: 2026-03-16 15:05:00
Şans Oyunları

ANKET | TÜM ANKETLER

SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ

NAMAZ VAKİTLERİ

nöbetçi eczaneler