Yeni bir tabela, yeni bir siyasi adres, yeni bir başlangıç iddiası…
Özgür Özel ve beraberindeki 90 milletvekili CHP’den istifa ederek Yeni Parti’yi kurdu. Kurdu ama kurulduğun bu yana krizleri de bitmek bilmedi…
Çünkü bir partiyi “yeni” yapan sadece adı değildir.
Yoksa eski siyasi alışkanlıkların yeni bir çatı altında devam etmesi midir?
Özgür Özel, CHP döneminde Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik çok net bir siyasi meydan okuma yaptı.
“İkimiz yarışalım, yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum” dedi. Aynı açıklamada “kaybeden CHP'yi salsın” çağrısında bulundu.
Bu sözler aslında Özel'in siyaset anlayışının önemli bir bölümünü ortaya koyuyordu:
Seçim sonucunu siyasi geleceğin ölçüsü haline getirmek.
Bugün Yeni Parti'nin başında da benzer bir yaklaşım var.
Özel, dün de yaptığı açıklamada genel seçimi kaybetmesi halinde görevi bırakacağını söyledi.
Tıpkı geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı defalarca kaybeden ama koltuğu bırakmayan Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi…
Bunlar artık alışılmış, taklit edilen eski sözler.
Mesele sadece “kaybedersem bırakırım” demek değildir.
Mesele, siyaseti gerçekten sonuç üzerinden değerlendiren yeni bir anlayışın ortaya konulup konulmadığıdır.
Yeni Parti'nin kuruluşunda Özel, eski nesil örgütlenme biçimlerinden uzaklaşacaklarını ve delegelik sisteminin yerine üyelerin ilçe başkanını, il başkanını ve genel başkanı doğrudan seçmesini hedeflediklerini açıkladı.
Bu, siyasi örgütlenme açısından yeni bir model iddiasıdır.
Fakat toplumun önündeki daha büyük soru başka:
Yeni Parti, eski siyasi refleksleri de değiştirebilecek mi?
Çünkü Türkiye siyasetinde isimler değişiyor.
Ama bazı tartışmalar yıllardır aynı kalıyor.
Kim partide kalacak, kim başka bir siyasi adrese gidecek?
Siyasetin merkezinde sürekli kişiler ve koltuklar olduğunda, vatandaşın gündemi bir süre sonra arka planda kalabiliyor.
Yeni Parti açısından asıl sınav kuruluşuyla bitmedi.
Çünkü yeni bir parti kurmak siyasetin başlangıcıdır.
Yeni bir siyaset dili oluşturmak ise çok daha zor bir iştir.
Özgür Özel'in Kılıçdaroğlu döneminde söylediği “kaybeden siyaseti bıraksın” yaklaşımı da bugün Yeni Parti'nin önünde önemli bir ölçü olarak duruyor.
Eğer seçim sonucu siyasi sorumluluğun ölçüsü olacaksa, bu ilkenin sadece lider için değil, bütün siyasi yapı için geçerli olup olmadığı da zaman içinde görülecek.
Çünkü siyasette en kolay verilen sözlerden biri “kazanamazsam bırakırım” sözüdür.
Asıl zor olan ise kazandığında da aynı ilkelere bağlı kalabilmektir.
Yeni Parti'nin önünde tam da böyle bir yol var.
Eski bir partiden ayrılıp yeni bir parti kurmak mümkün.
Ama eski siyaset alışkanlıklarından ayrılmak?
İşte bunun cevabını tabelalar değil, zaman verecek.
Belki de Yeni Parti'nin gerçek hikâyesi, kurulduğu gün değil, ilk seçim sandığında başlayacak.
Çünkü seçmen artık yalnızca “Yeni Parti nedir?” diye sormayacak.
Daha önemli bir soru soracak: “Gerçekten neyi yeni?”